Dini Nikah

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 


İMAM NİKAHI

DİNİ NİKAH


Adına dinî nikah veya imam nikahı denilen nikahı yaptırmanın birden fazla sebebi ve saiki vardır:

a) İki tarafın da niyeti evlenmektir, bunu hemen gerçekleştirmeye engeller vardır, bu arada iki arkadaş gibi görüşme isteği mevcuttur, bu arkadaşlar birbirini sevdiği ve evlenmek istedikleri için birbirlerine kardeş gibi bakmaları mümkün değildir, böyle olunca da günah işleme (şehvetle bakma, elle dokunma, başbaşa kalma, birlikte seyahat etme, muhtemelen ileri derecede olmasa da sevişme...) ihtimali vardır, bu tehlikeyi (günah işleme ihtimalini) ortadan kaldırmak için dinî nikah yapılmaktadır.

b) Taraflar henüz evlenmeye karar vermemişlerdir, biraz birbirini tanımak istemektedirler, bu esnada günah işlememek için dinî nikah yaptırmaktadırlar.

c) Tarafların evlenip aile kurmak ve devamlı olarak aile birliği içinde yaşamak gibi bir niyetleri yoktur, bir müddet karı-koca olarak yaşamak -mesela öğrencilik, gurbet hayatı vb. den- sonra ayrılmak istemektedirler. Bu arada cinsî ilişkileri meşrû sınırlar içinde olsun diye dinî nikah yaptırmaktadırlar.

d) Ülkemizde birden fazla eş ile evlenmek yasaktır. Buna rağmen ikinci bir hanımla evlenmek isteyenler, çoğu defa birinci hanımı da duymadan ikinci hanımı ile dinî nikah yaparak evlenip bu hayatı yaşamaktadırlar.

e) Bazıları karılarını üç defa boşadıktan sonra tekrar evlenmek istemekte, buna şeriat -kadın başka bir erkekle evlenip boşanmadıkça- izin vermediği için kadın, başka bir erkekle dinî nikah yaptırıp evlenmekte, sonra boşanıp birinci kocası ile yeniden evlenmektedir.

f) Bazı kimseler resmi nikahı, rejim sebebiyle geçersiz saymakta, bunun için zifaftan önce bir de dinî nikah yaptırmaktadırlar.
Muhtemelen bundan başka sebep ve saikler de vardır.

Bunların sırayla şer'i hükümlerini ve iyi-kötü taraflarını açıklayalım:

a) Tarafların niyetleri iyi, ana-babaları da durumu bilmekte ve razı olmaktadırlar; bu şıkta hiçbir sakınca görmüyorum. Yalnız bu nikah -ve diğerleri- sun'i, şakadan, yarı muteber... bir nikah olmadığı, bütün sonuçları doğuran bir evlenme akdi mahiyetinde bulunduğu için taraflardan biri haklarını talep edince karşıdakinin direnmesi, hayır demesi manevi sorumluluk doğurur.

b) Bu evlenme akdi meşrûdur, taraflar evlenmiş sayılır, haklar doğmuştur, ancak kafalarında "anlaşamaz, kaynaşamaz isek ayrılırız, fiilen evlenme safhasına geçmeyiz" niyeti bulunduğu için ve fiilen de böyle olabildiği için her iki tarafın boşama hakkının bulunmasında fayda vardır. Erkekte bu hak zaten mevcuttur, kız da akdi yaparken eşinden bu hakkı talep edip almalıdır; çünkü ileride kız ayrılmak isteyip erkek bunu istemediğinde problem doğmakta, istenmeyen olaylar vukubulmaktadır.
c) Müt'a nikahı, muvakkat nikah (cinsî ilişki için veya bir müddet evlilik hayatı yaşamak üzere) yapılan nikah (evlenme akdi) normal hallerde, sünnilere göre caiz ve geçerli değildir. Normal dışı hallerde, mesela devamlı evlilik yapmanın mümkün olmadığı veya zor olduğu durumda kişi, evlenmediği takdirde zina yapmaktan korkuyorsa, cinsî baskı onu bu fiile zorluyorsa, harama düşmemek için geçici evlenme yapması bir iki sünni müctehide (dört mezhebde değil) ve genellikle şi'aya göre caizdir. Şi'a, bazı kayıtlarla normal hallerde de geçici evlenmeyi caiz görmektedir.

d) Birinci eşine haber versin vermesin bir erkeğin, ikinci bir eşle evlenme hakkı -ilke olarak- mevcuttur. Ancak bu hakkın kullanılması bazı şartlara bağlanmıştır; bu şartların bir kısmı hukukî, bir kısmı ise ahlâkîdir. Birinci eşe bilgi verilmezse ahlâkî bakımdan sakınca vardır, iki yüzlülük, ahde vefasızlık, bir sürü yalanlar, tertipler söz konusu olacaktır. Bilgi verilmesi halinde ilk hanımın, bütün haklarını alarak boşanma hakkı vardır. İkinci eşle evliliğin, iki tarafın ailesine ve çocuklara etkisi hesaba katılmalıdır; özellikle bu işin nadir olduğu zaman ve zeminlerde etkisi olumsuz olacağından, bunca olumsuzlukları hiçe saymanın -şehveti tatmin dışında- geçerli sebepleri, saikleri bulunmalıdır. İkinci eşle yapılan dinî nikah geçerli -ilişkilerde haramlığı ortadan kaldırıcı- olmakla beraber, şeriatın uygulandığı yerlerde, kötüye kullanılması, aileye ve topluma zarar vermesi gibi hallerde yönetici tarafından -danışma yapılarak- yasaklanabilir; bu takdirde ikinci eşle evlilik hukuken (kazaen) geçerli olmaz.

e) Üç talak ile boşamaların çoğu usulüne uygun yapılmadığı için geçersiz olmasına rağmen bazı ictihadlar bunları geçerli saydığı ve taklitçi fıkıhçılar da buna göre fetva verdikleri için taraflar sıkıntıya düşmekte, evlilik hayatına dönmek istediklerinde kendilerine, hülle adı verilen "başka bir erkekle evlenme şartı" dayatılmaktadır.
Hülle nikahı (üç kere boşanmış kadını, boşayan kocasına helal kılmak için bir başkası ile geçici olarak evlendirme, sonra boşandırma ve sonra ilk eşi ile evlendirme işlemi) bir rezilliktir ve İslâma iftiradır, İslâmda böyle bir işlem yoktur. Bir kere kocanın her aklına geldiğinde ve psikolojik durumu ne olursa olsun karısına "boşsun" demesi ile kadın boş olmaz; kadın, bir temizlik içinde (iki hayız arasında) ancak bir talak ile boşanır, kaç sayı zikredilirse zikredilsin bir talak ile boşanmış olur, boşama temizlik başlayınca cinsî birleşme yapılmadan vuku bulacaktır, aksi halde geçersiz olur. Koca boşarken serbest iradesi ile (zora gelmeden) bu tasarrufta bulunacaktır, akıl ve ruh dengesi yerinde olacaktır, öfkeye kapılmış bulunmayacaktır.

Bu şartlar dahilinde karısını üç kere boşamak bir anda olamaz, aylar içinde gerçekleşir, bu şartlara rağmen usulüne göre ve uzun sürede karısını üç kere boşamış bir erkek, onunla hemen yeniden evlenmek istemez. İstediği takdirde de -bunu karşı taraf da istiyorsa- birinci eş istedi diye ve ona dönmek için ikinci eş ile evlenme yapılamaz. İslâmda evlenme devamlı yaşamak için yapılır ve bunun da hukukî, sosyal, psikolojik, ahlâkî şartları, gerekleri vardır.
İşte bütün bu şart ve gereklere uygun olarak ikinci evliliğini yapmış bulunan bir hanım, ikinci eşinin kendisini boşaması veya vefat etmesi halinde, iki taraf da istiyorsa birinci eşi ile tekrar evlenebilir. Bu imkan, bütün boşanan kadınlar için de mevcuttur; yani ilk kocası üç kere değil de bir veya iki kere boşamış, kadın da onunla yeniden evlenmeyip bir başka koca ile evlenmiş, bu ikinci koca da onu boşamış veya ölmüş olursa bu hanım, istediği takdirde birinci kocası ile yeniden evlenebilir. İşin gerçeği budur, gerisi hızlandırılmış filimdir, oyundur, rezilliktir, günahtır.

f) Rejim ne olursa olsun, müslümanlar hangi çeşit yönetim altında bulunurlarsa bulunsunlar yaptıkları ve kendilerine uygulanan hukukî işlemlere şeriat (İslâm hukuku) açısından bakarlar. Bu bakımdan meşrû ve geçerli ise bunu geçerli sayar ve uygularlar, eğer şer'î bakımdan eksiklikler ve sakatlıklar varsa bunu, kendi sistemlerine göre yeni baştan yapar veya düzeltir, ondan sonra uygularlar. Mesela ülkemizde, sistemin noterlik kurumu vardır, müslümanlar da bu kuruma gider, çeşitli anlaşmalar, vekaletler, akitler yapar, bunları tescil ettirirler; kurum sistemin ve rejimin kurumu diye -kendi inançlarına göre de doğru ve meşrû olan- hukukî işlemler geçersiz olmaz, sakatlanmaz. Tıpkı bunun gibi muhtarlıkta, belediyede, konsoloslukta -ki bunlar da rejimin kurumlarıdır- yapılan nikah, şer'i bakımdan bir eksiklik taşımıyorsa geçerlidir. Esasen nikah akdini yapan, sayılan kurumlar değildir, akdin iki tarafıdır, erkek ile kadındır. Kurum yalnızca tescil ve ilan işini gerçekleştirmektedir. İmdi müslüman kadın ile erkek, şahitler huzurunda, dinin geçerli saydığı bir nikah akdi yaptıklarında; yani dinî bakımdan gerekli bulunan şartlara uygun bir akit yaptıklarında bu akit niçin geçerli olmasın, niçin başka bir akde (imam nikahına) ihtiyaç bulunsun? Nikah birdir, tektir; bu da İslâmın gerekli gördüğü şartlara uygun olarak yapılan nikahtır, nikahın yerine veya merasimi yönetene göre "belediye, imam vb." diye isim vermek sonucu değiştirmez; imam huzurunda olsun, belediyede olsun nikah, şartlara uygun yapıldığında geçerli olur, yapılmadığında geçersiz olur vesselam.

Hanefiler, ergenlik çağına gelmiş ve aklı başında bir kızın, nikah akdinde bizzat kendini temsil edebileceğini, velisine gerek bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Ancak yine Hanefilere göre, dengi ile evlilik yapmamış bir kızın velilerine, mahkemeye başvurarak akdin feshini talep hakkı verilmiştir. Zamanımızda, daha doğrusu ülkemizde velilerin böyle bir hakları yoktur, şer'i bakımdan bu haklarını kullanmak için başvuracakları dinî bir merci (kaza yetkisini haiz bir makam) de mevcut değildir. Şu halde veliler bu durumda nikahın feshini sağlama imkanından mahrum bulunmaktadırlar.

Şahitler huzurunda dini nikah yapmak caizdir. Ancak resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasını uygun görmüyoruz. Özellikle kadının dini ve dünyevi hukukunun korunması açısından dini nikahın yanında resmi nikahın da yapılmasını gerekli buluyoruz.

Nitekim Osmanlı Aile Hukuku kararnamesinde de mahalle kadısına kayıt yaptırılmayan nikahların geçersiz sayılacağı ifade edilmiş ve resmi nikah üzerinde ısrarla durulmuştur.

Yalnız kalınca günah işlemiş olmamak için dini nikahı tercih ediyorlar. Halbuki daha sonra telafisi çok zor durumlarda kalabiliyorlar.

Bir kadın ve erkek aileden haberli veya habersiz şahitler huzurunda nikahlansalar karı koca sayılacaklarından erkek boşamadan kadın başkasıyla evlenemez. Bu açıdan çok tehlikelidir. Nitekim bize bu konuda onlarca soru geliyor. "Ben bir erkekle dini nikah kıydırmıştım. O beni boşamıyor ne yapayım" " Ben dini nikahtan boşanmadan başkasıyla evlendim. Zina sayılır mı" gibi tüyler ürperten pek çok problemle karşılaşıyoruz. Bu açıdan her ne kadar gizli olarak şahitler huzurunda nikahlanmak caiz ise de sonunda telafisi imkansız olaylar olabiliyor. Bu nedenle resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasını asla doğru bulmuyoruz.

ANNE VE BABANIN RIZASI OLMADAN NİKAH KIYDIRMA

 

Bir kızın anne ve babanın rızası olmadan bir erkekle nikah kıyması doğru mudur?


Velinin izni olmadan nikah yapmak caiz mi?

İslâm hukukuna göre nikâhın sahih olması için bazı şartlar vardır. Bu şartlardan birisi de evlenecek olan kadının velisi durumunda olan kişinin izninin ve rızasının alınmasıdır. Bu mesele Hanefî mezhebi dışında kalan üç mezhebe göredir. Velinin izni, Mâlikî ve Şafiî mezhebine göre nikâhın bir rüknü, Hanbelî mezhebine göre ise şartıdır. Her üç mezhebe göre kadının velisinin izni alınmadıkça yapılan nikâh sahih olmaz, bâtıldır.

Hanefî mezhebine göre ise henüz bulûğ çağına ermemiş kız çocuklarının, kendini idare edemeyecek durumda aklen noksan olanların ve bunakların velilerinin izni olmadan nikâhları caiz olmaz. Bunların dışında kalan kadınlar, velilerinin izni olmadan da evlenip nikâh akdedebilirler. Çünkü nikâhta kadının ifadesi muteberdir.

Bu fıkhî bir hüküm olmakla beraber, gerek İslâmî bir âdet, gerekse ailevi bir âdâb olarak velinin izin ve rızasının alınması en doğru olanı ve isabetlisidir. Zaten bazı istisnalar dışında kızın evliliğinde velisinin iznine müracaat edilmekte, önce o muhatap alınmaktadır. Daha sonra kızın rızası da alınırsa nikâh akdine başlanmaktadır.

Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre nikâhın rüknü olan veli, "mücbir veli" durumundadır. Sırasıyla baba, dede; ana-baba bir erkek kardeş mücbir veli olurlar. Bakire olan kızın nzası olmasa da esas itibariyle bunlar kızı evlendirebilirier. Fakat, her ne kadar bu hüküm mutlak gibi görünüyorsa da, birtakım istisna ve şartlan vardır. Meselâ şu beş şart mevcutsa kızın velisinin izni alınmadan, sâdece kendisinin muvafakati ile nikâh akdedilir. Bu şartlar şunlardır:

1. Veli ile kız arasında herhangi bir şekilde düşmanlık varsa,
2. Kız ile damat adayı atasında bir düşmanlık varsa,
3. Damat adayı kıza mehir veremeyecek durumda fakir ise,
4. Mehr-i misil veremeyecek kadar maddî durumu müsait değilse,
5. Adam âmâ veya yaşlı ise.

Bu gibi durumlarda veli selâhiyetini kullansa da yapılan nikâh sahih olmaz. Çünkü kadının zor durumda olacağı, büyük bir huzursuzluk ve geçimsizlik içine gireceği baştan bellidir. Halbuki nikâhtaki esas maksat, eşlerin birbirinden memnun olarak yaşamaları, aile yuvasının dünyada iken bir saadet merkezi mahiyetinde bulunmasıdır.

Şafiî mezhebine göre, bir kıza denk ve uygun bir erkek talip olur, kız da arzu eder, fakat velisi evlendirmeye yanaşmaz mâni olursa, sorumlu sayılacağı gibi, veli olmaktan da düşer. Yine kıza denk ve uygun bir erkek talip olur, kız da razı olursa, fakat yine velisi (babası) bazı bölgelerimizde (bilhassa Şark vilâyetlerimizde) olduğu gibi fazla başlık talebinde bulunduğu takdirde mücbir veli olamaz, velayetine itibar edilmez. Artık velinin izninin şartı aranmaz. Mümkün olursa kız o talipli
ile evlendirilir. Veli mâni olursa büyük bir vebal altına girmiş olur. işte başlık belâsının yaygınlaştığı vilâyetlerimizde bu mahzurlu durumlar sık sık görülmekte, kızın velisi de, "velayet" selâhiyetini kullanarak bazı günahların ve huzursuzlukların doğmasına sebep olmaktadır.2

Nikâhta velinin izninin şart koşulması mezhepler arasında farklı olmakla beraber, bölgenin ve ailenin kendi şartlan ve âdetleri açısından önemlidir. Öyle zamanlar olur ki, kız tecrübesizliğinden, ilk anda bazı hususları tam düşünemediğinden, velilerinin memnuniyetsizlikle rine rağmen diretir, isteyen bir erkekle nikahlanırlar.

Fakat ileride pişman olacaklarını, kocasının kendisine denk olmadığını görür ve bir huzursuzluktur gider.

Böyle durumlarda velinin müsaadesini, rızasını almak hem bir İslâmî vecibedir, hem de büyüklere edep ve terbiyeye uygundur. Fakat bazı anlar da olur ki, yukarıda bîr miktar sözünü ettiğimiz gibi, pekçok bakımdan kızla erkek birbirlerine denk olduğu, fikren ve mizaç itibariyle birbirleriyle uyuşabilecekleri mümkünken, babanın bazı peşin fikirleri öne sürerek mâni olması halinde, onun rızasının bağlayıcı olmaması daha isabetli olacaktır. Bu durumda zaten Hanefî mezhebine göre nikâh caiz olduğundan ona tâbi olarak hareket edilir. .

1. Hukuk-i islâmiye ve Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, 2: 55-8.
2. el-Ümm, 5: 20; Şafiî ilmihali, s. 443.

“GİZLİ DİNİ NİKAH YAPTIRMAK” DOĞRU OLUR MU?


Zaman zaman kapıldığı öfkelerle pişman olacağı şeyler yapan bir adam Efendimize gelerek sormuştu:


– Beni Cennete götürecek bir iş haber ver ki onu yapayım da Cennete gideyim!
Efendimizin cevabı çok kısa ve net oldu.:


– Öfkeni yen, öfkene uyma, sana yeter!


Evet, öfke basite alınacak bir hal değildir. Nitekim öfkesini yenemeyen adam, tetiğe basar; bir insanı gözünü kırpmadan öldürüverir. Bundan sonrası ise ömür boyu pişmanlıktır...
Öfkenin bu türlü sonucundan dolayıdır ki Efendimiz sık sık ikazlarda bulunur:


– Öfkene uyma, öfkeni yen, öfkeni yut, öfkeye götüren tahrikten uzak dur, şayet cennete götürecek bir amel sahibi olmak istiyorsan!. diyerek çevresine uyarılarda bulunmuştur.
Sonucu mutlaka pişmanlık olan öfke konusunda bilinmesi gereken en mühim nokta, öfkenin tek çeşit olmamasıdır.


Bazıları öfkeyi sadece sinirsel bir şiddetten ibaret zannederler.


Halbuki öfkenin bir de cinsel tahrik sonucu duyulanı vardır ki, bu türlü cinsel öfke, tetiği çekip de gözünü kırpmadan adam öldürten sinirsel öfkeden daha korkunç sonuçludur.


Hatta cinsel öfkenin sinirsel öfkeden çok daha korkunç sonuçlar vereceğinden dolayıdır ki Efendimiz bu öfkeye sebep olacak tahrikçi görüntü ve çevrelerden uzak durmayı, mahremiyet sınırlarını aşmamayı, taşmamayı tenbih buyurmuş, bu konudaki ikazlarından birinde de şöyle çarpıcı bir uyarıda bulunmuştur:


– Cinsel duyguları ayaklanan insan, aklının ya tümünü ya da üçte ikisini yitirmiş insan gibidir. Yani her türlü riski göze alacak hale gelir, cinsel duyguları kabarıp isyana yönelen insan..

Evet tek ve tenha yerlerde iki yabancının göz göze, yüz yüze gelmesi, cinsel öfkenin yavaş yavaş kabarmasına zemin teşkil etmesi demektir. Önce masumca sohbetler, sonra el tutuşup tokalaşmalar, derken bir zaman gelir ki cinsel öfkenin kabarmış dalgaları tarafları sürükleyip götürmeye başlar. Olmayacak şeyleri olur hale getirmeye bile yönelirler. Tıpkı telefondaki kızcağızın çare arayışları gibi.


Bir kızcağız telefonun öbür ucundan soruyordu:


– Okuldaki arkadaşımla gizli dini nikah yapmak istiyoruz, ne dersiniz?.
Tepkili cevabım sert oldu herhalde.


– Ben, dedim, intiharın her türlüsüne karşıyım. Hayatının baharında bir genç kızın ailesinden habersiz gizli nikahla hayatını baştan riske sokması, büyük ihtimalle bir intihar gibidir. Erkek için aynı derecede olmasa da kız için sonuç bundan başkası değildir.


– Çaresi yok mu bunun? diye üsteledi kızcağız.


– Var, dedim. Hem de çok kolay.


Heyecanlandı:
– Lütfen onu söyleyin hemen.


– Resmi nikahla evlenmek. Böylece kendini ve aileni büyük bir yıkıma uğramaktan kurtarmak.


– Ama şu anda buna imkan yoktur. Ne ailem buna razı olur, ne de bizim okul ve yaş durumumuz buna müsaittir.


– Demek hem yaş, hem okul, hem de aile durumu müsait olmadığı halde, siz yine de gizlice dini nikahla evlenmeye cesaret edebiliyorsunuz. Bu acelenin sebebi ne ola ki?


– Uzun zamandır birlikte arkadaşlık etmekteyiz. Birbirimize çok alıştık. Önümüzdeki bu manileri düşünemez hale geldik sanki. Dini nikah yaptırmayı göze alıyoruz artık.


Evet cinsel öfkeye girecek kadar mahremiyet sınırlarını aşıp da yabancıyla yüz yüze göz göze yaşamaktan kaçınmamak, işte böyle sonucu düşünemez hale getirir tarafları. Ömür boyu pişmanlık duyacakları hatayı göze aldırır. Sadece kendilerini değil ailelerini de perişan hale sokarlar.


Kaldı ki, Şafiiye göre, velinin izni olmadan dini nikah yapılamaz.
Hanefi’de de, taraflar denk değilse velinin itiraz edip ayırma hakkı vardır
Bunlardan başka resmi nikahtan önce dini nikah yapmak da kanunen yasaktır artık.
Ama bütün bu engelleri cinsel öfkeye kapılanlar düşünemezler ki!..

İMAM NİKAHI NASIL KIYILIR

Nikâh bir akit, sözleşme ve anlaşmadır. Bunun için bazı şartları vardır. Bu şartlardan birisi yerine getirilmezse nikâh sahih olmaz.

1. Evlenecek kişilerin veya vekâletlerini verdikleri şahısların hazır bulunması.
2. Tarafların irade beyanı. Evlilik akdini kabul ettiklerine dair eşlerin “kabul ettim” şeklinde ifade etmeleri.
3. Nikâhın duyurulması. Gizli bırakılmaması. Bu şart bazı mezheplere göredir.
4. Kızın velisinin izninin olması. Bu hüküm Hanefi mezhebi hariç diğer mezheplere göredir.
5. Şahitlerin hazır olması. Bu şahitler, ergenlik çağına ermiş, aklı başında iki erkek veya bir erkekle iki kadın olmalıdır. Yani şahitlikte mutlaka bir erkeğin bulunması icap eder.

Nikâh, talâk diğer bir ifade ile evlilik ve boşanma dinî bir müessesedir; aynı zamanda ibadetler içinde değerlendirilir. Çünkü kaynağı Kur'ân ve hadistir. Bu hususta yüzlerce âyet-i kerime, binlerce hadis-i şerif vardır. Bu âyetler hem evlilik müessesesinin sınırlarını çizer, hem de sorumluluk ve mükellefiyetleri belirler. Bazı âyetlerde mesele bütün ayrıntılarıyla verilir. Hadisler ise evlilik ve aile müessesesinin bütün ayrıntılarını belirler, anlatır ve öğretir.

Aynı şekilde İslâm hukuku kitaplarında nikâh ve talak bölümü ap ayrı bir bölüm teşkil eder. Meselâ kaynak olarak verdiğimiz, Türkçede de kapsamlı bir eser Ömer Nasuhi Bilmen'in 8 ciltlik Hukuk-u İslâmiye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu'nun bir cildi bu meseleye ayrılmıştır.

Konunun anlaşılmasına yardımcı olması ve bir örnek teşkil etmesi açısından bazı âyetlerin meallerini okuyalım:

"İçinizden bekâr olanları ve köle ve cariyelerinizden dindar olanlarını evlendirin. Onlar fakir iseler, Allah onları lûtfuyla zenginleştirir. Allah'ın lütfü geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.

"Evlenmeye imkân bulamayanlar da, Allah onları lûtfuyla zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar."1

"Size şu kadınları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikâhlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikahlamanız ve iki kız kardeşi birden nikâhınız altına almanız da size haram kılındı. Ancak geçmiş olan müstesnadır. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir."2

Nikâhın kendine göre şartları vardır. Bu da yukarıda izah edildi. Cumhuriyet devrine kadar "dini nikâh, resmi nikâh" diye bir ifade mevcut değildi. İslâm hukuku yürürlükten kaldırılıp yerine Batıdan adapte edilen "medenî" hukuk devreye girince ve nikâh akit işlemleri belediyelere verilince bu çeşit sorular gündeme geldi. Oysa Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi semavi kaynaklı dinlerde önceden olduğu gibi şimdi de nikâh merasimleri sinagog ve kiliselerde yapılır. Esasen İslâmda da böyledir.

Peygamberimizin (a.s.m.) "Nikâhı duyurun ve onu camilerde yapın" mealindeki hadis-i şerif bu prensibi hatırlatmaktadır. Bu işlem camilerden alınıp belediye nikâh salonlarına taşınınca, nikâhın "dinî" bir mahiyet taşıyıp taşımadığı akıllara gelmeye başladı.

Nikâh, evlilik bazı şartlar taşıdığından dolayı bu meseleyi bir bütün olarak âlimler ve din görevlileri bilmektedir. Ve öteden beri nikâh akdini âlimler ve imamlar yapmaktadır. Bunun için nikâhın halk dilindeki adı "imam nikâhı" şeklinde söylenir olmuştur.

Aslında bu işlem imamlık, hocalık işi değildir. Her Müslüman nasıl ibadetlerini önceden öğrenerek yapıyorsa, nikâhı ve nikâhın şartlarını ve sorumluluklarını araştırıp öğrendikten sonra bu hazırlığa girecek, şahitler huzurunda taraflar birbirlerini karı-koca kabul ederek nikâhlarını kıyacaklardır. Yani cemaatle namazda olduğu gibi, nikâhta mutlaka imam bulunacak diye bir şart yoktur. Şartları bellidir ve ona göre akit yapılır.

Sadece resmî nikâh yeterli midir? "Sadece resmî nikâhı olanlar Allah katında evli sayılır mı?"

Nikâh dinî bir müessesedir ve belli şartları vardır. Aynı şart ve esaslar resmî nikâhta, yani belediye memuru tarafından kıyılan nikâhta mevcutsa nikâh nikâhtır. Ancak şart ve esaslara dikkat edilmiyor, hattâ kaale alınmıyorsa mesele değişir, nikâha gölge düşebilir. Şöyle ki:

Resmî nikâhta evlenecek kişiler evlendiklerine dair ifadelerini açıkça belirtiyorlar. Ancak bu ifadelerin kesinlik bildirmesi gerekir. Başka türlü bir yoruma müsait olmamalıdır.
Bir diğer önemli nokta, şahitlerin Müslüman olması ve iki şahitten birisinin erkek olmasıdır. Oysa laik düzende şahidin T.C. vatandaşı olması kâfi geliyor.

Evlenecek taraflar süt kardeşi olmamalıdır. Oysa resmî nikâhta bu husus araştırılmadığı gibi, memur tarafından da sorulmuyor.

Müslüman bir hanım gayr-ı müslim bir erkekle evlenemez. Halbuki yürürlükte olan mevzuatta bu meseleye dikkat edilmiyor, memur sormaya gerek duymadan nikâhı kıyıyor.

Bu mahzurlar söz konusu değilse, sadece resmî nikâhla da helâllik mümkün olur. Zaten nikâhın rüknü: iki şahit huzurunda tarafların birbirlerini karı-koca olarak kabul etmeleridir.

Ancak bütün bunlarla birlikte İslâmî ölçüler çerçevesinde nikâh akdini ihmal etmemeli, yaptırmalıdır.

 

İMAM NİKAHI NASIL DÜŞER

Allah Teala Talak suresinde usulüne uygun bir boşanmayı şöyle tarif etmektedir:

" Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra
bir durum ortaya çıkarıverir.

İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." (Talak, 65/1-3)

Bu ayetlerde gösterilen şekilde bir boşanma olursa imam nikahı düşer.


İMAM NİKAHI

İMAM NİKAHI NASIL BOZULUR


Aranan Kelimeler:
imam nikahı, dini nikah, imam nikahının önemi, dini nikahın önemi, islamda nikah, imam nikahı nasıl kıyılır, dini nikah nasıl kıyılır, dini nikah yaptırma, imam nikahı nasıl yapılır, imam nikahı nasıl bozulur, imam nikahında boşanma

İMAM NİKAHI

İMAM NİKAHI NASIL KIYILIR

İMAMAM NİKAHI NASIL DÜŞER


ANASAYFA

 

 

Yorum ekle

Eğer yazıyı beğendiyseniz yada ekleyecekleriniz varsa lütfen yorumunuzu yazın


Güvenlik kodu
Yenile

SAĞLIK